Kemikler

Kimsenin yakasına sıkı sıkı yapışamazdım,
ben de zar attım.

Doğru bir karar alamadım çoğu zaman,
unutmak istedim yaşadığım çoğu şeyi,
haykırmak herkesin suratına
ve yeniden başlamak her seferinde.
O nedenle hep var gücümle zar attım.

Çeşitli suratları inceledim büyük bir merakla.
Kuşları,
kanatların kilitlendiği rotayı,
Güneş'in denizde batışını,
sudaki titreşimi,
ağaç kabuğundaki damarları,
gözlerimle takip ettim.

Çok uğraştım,
"Merhametli Olan"ı haklı çıkartamadım.
Vazgeçtim savunduğum şeylerden.
Dostlarım vardı,
sanki kaybetmiştim hepsini.
İnsanlar vardı etrafta,
ölüm giyinmişti hepsini.

"İntikam diye buna denir" demiştim kendime.
Herkesin ağzından kelimeler dökülüyordu; gelişigüzel.
Ağız aslında kusmak için var edilmişti.
Gözleri dönmüştü herkesin
ve hep arzuladıklarıydı peşinde ter döktükleri.
Herkes, her şeyi, herkese tercih etmişti.

Boş olan yerleri,
tıka basa doldurmaktı bizim işimiz.
Doyum nedir bilmezdik.
Çürümüş olan bedenler değildi
ve ben de onlardan biriydim.
Bizim ortak yazgımızdı bu,
çürümek.
Boşluğa sarılı bir kefen,
içi boş bir vücut.
Dokunsam dağılacak gibiydi her şey.
Onlar gibi olmak istemedim, istemezdim.
Ben de zar attım.

Gördüm,
Her şey birbirine hükmediyor ve birbiriyle anlaşıyordu.
Hiçbir şey, hiçbir şeyden üstün değildi.
Her daim bir uyum vardı her şeyde.
Bu düzen hoşuma gitmedi.
Gerçek şu ki
kendime uygun bir yer bulamadım.
Parça bozuksa bütün de işlememeliydi.
Bana ait bir şeyi,
sırtımda taşımak en sonunda ağır geldi
ben de zar attım.

Çok düşündüm davranmadan önce,
yine de davrandım.
Davrandıktan sonra utandım.
Utandıktan sonra öğrendim.
Öğrendikten sonra unuttum ya da görmezden geldim
ve yine davrandım.

Baktım ki bu iş böyle gitmiyor,
büyüyemiyorum hiçbir türlü!
Kendimi kısır bir döngüye hapsetmiştim.
Çocuk kaldım,
ben de artık büyümek için bir zar attım.
Farkındaydım artık her şeyin.
En azından şimdilik.

10-20-30-40.
"Neden?" diye sordu bana.
"Nasılsın?" dedim.
"Nasılsın?" demesini bekledim.
Ancak boşunaydı,
senaryo yine kurguladığım gibi işlemedi.
Şaşırmadım hiç.
Geleceği öngörmüştüm.
Fark etmezdi.
Hayat,
bize bir şeyler buyuruyordu her halükarda.
Her zaman bir talep vardı bu denklemde.
Hiçbir zaman, hiçbir şey,
avcun içinde değildi,
olmayacaktı da.

Evli kadınları arzuladım,
bir zamanlar hayatımın büyük bir bölümünü gasp eden.
Boşanmış kadınlar da vardı ya da hiç evlenmemiş.
Mutluluklarını sorguladım.
Hayatlarını merak ettim.
Kendi kendime bir bağ kurdum hepsiyle.
"Neden?" diye sordum, "neden ben değilim?"
Nostaljiydi kanserin en büyük nedeni.

Olasılıkların arasında kaybolmayı uygun gördüm kendime.
Belki de bir an için pes ettim.
Parçalarıma ayrılmak istedim,
yok olmak.
ve bir zar daha attım.

Gerçek artık karşımdaydı.
Soyunmuştu,
güzeldi.
Bu güzellikten tiksinmiştim,
Önemi yoktu artık hiçbir şeyin.
Sonra her şey çok önemli oluverdi.
Zaman hızlanmıştı artık.
Zıt kuvvetler bir olmuştu.
Bir şeyler istiyordum ancak yeteri kadar istemiyordum hiçbirini.
Ne garipti her şey!
Bir kere daha zar attım.

Nitekim her şey sayılıydı.
Acaba
çentikler atmalı mıydım?
İhtimallere bel bağlamıştım.
İyisi mi bir zar daha atayım.
Ufak bir muhasebe yaptım:
sıfıra sıfır, elde var sıfır.