Kayıtlar

2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Engelli

Boşluk - dolmak için. Geçmiş - yeniden yaşamak için. İlişki - bağ ya da ayrım için. Gerçek - sindirmek için. Yalan - kullanmak için. Hayat - öğrenmek için. Ölüm - doğmak için. Yalnızlık - korku için.
 "Josef K., bir düş görüyordu..."

Egzersiz

Bugün şunu düşündüm: bir anıyı ya da anılara gömülü bir yeri/şeyi/kişiyi hatırlamaya çalıştıkça yavaş yavaş oluşmaya başlayan görsellerin tümü, sanki üst üste biniyor. Bir anda iki yerde gibiyim: fiziksel olarak bulunduğum yer var ve ben oradayım, bir de tam o esnada geçmişten çağırdığım bir anı var ve ben aynı zamanda oradayım da. Örneğin tam şu an bir parktayım diyelim. Bu parkta bir bank var ve ben bu bankta oturuyorum. Bu bankta otururken, beş ya da on sene evvel, çok sevdiğim bir yemeği yediğim bir an aklıma geliyor. Ve ben bu bankta otururken, sanki o yemeği tekrar yemeye başlıyorum ancak önümde o yemek yok; ben sadece bu bankta oturuyor, ağaçlara falan bakıyor ve bir yandan da yeniden o yemeği yiyorum. Ancak dediğim gibi, o esnada aslında sadece bu bankta oturuyorum. Gözlerime ilişen ile zihnimin çizdiği, iki farklı imge, iki farklı manzara, fakat ikisi de sanki iç içe. Demek ki birden fazla konsept, aynı anda çalışıyor, çalışabiliyor. Gerçeklik, beni bulunduğum yere mıhlıyor, g...
 For whom the bell tolls, it tolls for thee.

İhtiyaçlar

Beni çevreleyen herkesin, kullanmaya yetkin olduğu elinde, iki yüzü de keskin bir bıçak var. Bu bıçağın bir yüzü düşünmek, diğeri ise davranmak. Herkes, gözlerini yummuş, bu vahşi aleti var gücü ile rastgele savuruyor ve havada orantısız desenler çiziyor. Ancak gerçek şu ki hiç kimse, bu bıçağı kullanma hünerine sahip değil.
Yaşlı hayaletler hortladıkça, kefaret dilenmek ve özlem duymak zorunda kalıyordu.
Solan bir yaprak, insanı üzer mi ya da üzmeli mi?  Zaman, insan etinin üstünü damgalayan bir pranga mı?  Hatıralar, bizi aldatır ve tatlı tatlı okşar mı? Başımı okşayan bu el, bir sahtekârın mı yoksa onu doyasıya öpmeli mi? Herhangi bir şeye güvenilir mi ya da güvenmeli mi?  Bu güzel bir soru, hiçbir zaman hesaba katmadığım... Altı üstü birkaç harften oluşan bir isim, insanı sahip olduğu tüm nitelikler ile betimler mi ya da betimleyebilir mi? Hem harfler de ne ki? Tüm kelimeler, zamanında birilerinin uydurduğu düzenli ve bozuk sesler bütünü ve onların anlamlandırılması değil mi? Hisler mi yoksa düşünceler mi? Bu savaşın galibi kim? Ortada bir savaş var mı? Yoksa taraflar en başından bir ateşkes imzalamış mıydı? Her birimizi, z ihnin kalbi mi yendi yoksa kalbin zihni mi?

Kobay

İnsana ait düşüncelerin oluşturduğu  bir kapan var. Sen, uzun kuyruklu sıçan, o kapana kıstırdın kuyruğunu. Şimdi acı içinde kıvran. Çarp, her bir düşüncenin içerdiği şiddete hızla çarp . Rotayı bakışlarınla çizdin. Cesaretini topla ve ayrıl kuyruğundan. Ayrıldığında tüylerine, o düşüncenin şiddetini derecelendiren harfler yapışsın. Ve artık o sensin, senin gelecekteki eylemlerin. Kuduz oldun şimdi. Herkesi ısırmaya niyetlendin, veba saçan bir canavarsın artık. Şunu bil, aynı düşünceler, aynı eylemleri doğurur. Yeni düşünceler, yeni bir çevrede filizlenir. Toprak verimli olmalı. Anlık bir müdahaleye ihtiyacın var. Koklayarak bul yolunu.

Kemikler

Kimsenin yakasına sıkı sıkı yapışamazdım, ben de zar attım. Doğru bir karar alamadım çoğu zaman, unutmak istedim yaşadığım çoğu şeyi, haykırmak herkesin suratına ve yeniden başlamak her seferinde. O nedenle hep var gücümle zar attım. Çeşitli suratları inceledim büyük bir merakla. Kuşları, kanatların kilitlendiği rotayı, Güneş'in denizde batışını, sudaki titreşimi, ağaç kabuğundaki damarları, gözlerimle takip ettim. Çok uğraştım, "Merhametli Olan"ı haklı çıkartamadım . Vazgeçtim savunduğum şeylerden. Dostlarım vardı, sanki kaybetmiştim hepsini. İnsanlar vardı etrafta, ölüm giyinmişti hepsini. "İntikam diye buna denir" demiştim kendime. Herkesin ağzından kelimeler dökülüyordu; gelişigüzel. Ağız aslında kusmak için var edilmişti. Gözleri dönmüştü herkesin ve hep arzuladıklarıydı peşinde ter döktükleri. Herkes, her şeyi, herkese tercih etmişti. Boş olan yerleri, tıka basa doldurmaktı bizim işimiz. Doyum nedir bilmezdik. Çürümüş olan bedenler değildi ve ben de onlard...
 Yaz geldiğinde, sanki bir daha kışı yaşamayacakmış gibi seviniriz; ya da tam tersi.
"Bu taştan kalbi senden çıkartacağım ve sana etten bir kalp vereceğim."

Mucize & Gizem

Yoldaydım. Gün ışığının okşadığı çimen öbeklerinde beliren yeşil, gittiğim yol boyunca devam ediyordu. Farklı bir renkti bu, sanki çimler teker teker altına batırılmıştı. Göz bebeklerimde dans eden görsel bir şölen gibiydi bu manzara, anbean içimi ısıtan. Pencereye sakince başımı yasladım ve kollarımı göğsümde kenetledim. Her şey ağırlığını yitirmişti ve sanki havada süzülüyordu şimdi. Düşüncelerimi inceliyordum. İçlerinden net olarak saptayabildiklerimi seçiyor ve parçalarına ayırıyordum. Ardından hepsini toplayıp, bir araya getiriyor ve bir bütün olarak geleceğe yönlendirmeye çalışıyordum. Her birini, teker teker arındırmak gibiydi bu yapmaya çalıştığım. Orada, gelecekte beni bekleyen, tüm bu düşüncelerin şekil verdiği yeni beni kısıtlamak ya da tıraşlamak gibi bir şeydi bunların tümünü yaparken korumaya çalıştığım şey. Yani niyetim temizdi ya da bu kendime söylediğim koca bir yalandı. Kendi kendime, kendimi sevimli ya da azimkâr göstermeye çalışıyordum belki de. Eksikliğini hissetti...