Yerçekimi Etkisinde Özdeyişlerim
1- İnsanın gerçeklik ile arasındaki ilişki olması gerektiği gibi değilse ya da araları bozuksa, gündelik hayatında gözleri aracılığıyla belirli bir noktaya sabitlenmekten ve bir süre sonra o noktaya dönüşmekten kaçınmalıdır.
2- Kişi, doğanın sunduklarının sorumluluğunu üstlenip, her birini özenle büyütmeyi kendine görev edindiği vakit, aynı zamanda doğanın bütüncül kütlesini de üstlenmiş olur. İnsanı var eden güç doğanın ta kendisi ise, yani doğa insana hâkim ise, insan doğanın bu önceden hesaplanmış ağırlığı karşısında un ufak olmak zorundadır. Gayret, insan için burada devreye girer. Ve insanüstü çaba da budur.
3- Mantığın işleyiş mekaniği içerisinde sorun olarak nitelendirdiği ve içine hapsettiği düşünceler bulunduğu yerde ne kadar çok gezinirse, o kadar laçkalaşır. Tıpkı ağızda kaldıkça dağılan sakız gibi. Bir süre sonra sakız ya atılır ya da yutulur.
4- İnsan, kendi etrafında ördüğü suni dünyaya artık anlam veremediği bir ruh haline ulaşınca, soyut bir form kazanmaya başlar. Fiziksellikten sıyrılır ve kendinden yeni bir ben ya da hayalet yaratır.
5- Sevgi, evrenin temel yasalarından biri ve varoluşun özündeki giz ise, insan benliği ona ulaşma, onu paylaşma ya da onu kullanma yolunda bükülecek, diz çökecek ya da bozulacak kadar zorlanmamalıdır. Zorlanmaya başladığı vakit, artık tam anlamıyla içinde yaşadığı sistem ile uyumlu çalışıyor sayılmaz.
6- Kişi, sevgiye erişme yolunda isteyerek ya da istemsizce seçici davranırsa doğa, bu yolda önüne aşılması güç engeller koyarak kişiyi ehlileştirir.
7- Tohum formundaki tecrübeler sebebiyle henüz o tecrübeye ait olan hislerden uzakta bulunmak, insanın yazgısıdır.
8- Kişi kendisinden olanı başka birine sunmaya kalkışırken, "kime", "neyi", "neden" ve "nasıl" gibi egoistik soru kalıplarından kendini arındırmak zorundadır.
9- Sevinç ve hüzün, refleksif ya da otomatik işlemeye meyillidir.
10- Kutsal olan tüm değerler hakkında düşünmek ve böylelikle de onları nitelendirmeye kalkışmak, kutsallığın özünü zedeler.
11- Doğru yer, doğru zaman ve doğru kişi denkleminin tüm doğruları bir noktada kesişince, aranan cevapların açığa çıkması mümkündür.
12- Belirsizliğin içerisinde çırpınmak, bir bakıma belirsizliğe bürünmektir. Belirsizlik ile tanışmak ise zihnin edinim kuvvetine daha fazla güven duyamayacak seviyeye doğru alçalmaktan geçer.
13- Diyaloğa panik ve hız karışırsa monoloğa dönüşür.
14- Sözcüklere sadece sesletim aracılığıyla değil, yazı yoluyla da duygular yüklenebilir.
15- Mimikleri olağandışı olan kişilere olabildiğince güvenmek ve bir o kadar da onlardan kaçınmak gerekir.
16- Zihni terbiye etmek, ruhu zincirden bir kamçı ile okşamaktan geçer.
17- Kahkaha ciğerlerden gelen bir patlama ile ağza ulaşmalı. Aksi takdirde insan doğaya ait hissedemez.
18- Notalar ruhun alfabesidir.
19- Ruh eskimez ancak beden yaşlanır.
20- Düşünce ve fikirler manyetik, duygular ise bulaşıcıdır.
21- Samimiyete ve başkalarına hayatının belirli bir evresinde muhtaç kalan insan, gerçeklikten ve onu görebilmekten payına düşeni almış sayılmalıdır.
22- Gizlemek, gizi açığa çıkartan tek güçtür.
23- Yalnızlık, her insanın özünde bulunan ve özünü tümden bozandır.
24- Yalnızlığa sahip olduğunu sanan kişi, tuzağın ortasındaki avdır. Farkında olmadan, bir kuvvet tarafından avlanmayı bekler.
25- Yalnız olmak, insana doğru hissettirdiği kadar yanlış olana doğru sürükler. Bu tutarsızlık kişiye sonsuz ve düğümlü bir dengesizlik hali sunar. Kişi, bu açmazı açmak zorundadır.
26- Heyecan hissedilirken korkunç, kaybedilince değerli olur.
27- Elleri gözle görülemeyen bir bağ ile bağlanmış olan herkes, yerinde sekmeye mahkumdur. Çünkü eller, eyleme gebedir.
28- Ne yapacağını bilememek, boşlukta asılı kalmak ile eşdeğerdir.
29- Küçük parçalar birleşerek bütünü oluşturur. Hayatın insanlığa vaat ettiği ise bu birleşmenin direnci karşısında kişiye, kendisine katlanabilecek gücü sunmasıdır.