Benim Tatlı Sanrım

İsmimin bir önemi yok ve anlatmak istediğim bir hikayem var.

Uykuyla aramın pek de iyi olduğunu söyleyemem. Dün gece ise, hafifmeşrep ya da yeteri kadar sarhoştum. O nedenle uykuya dalabilmeme yardımcı olabilecek hiçbir şeye ihtiyacımın olmadığı bir geceydi. Çünkü alkol, uyumama yardımcı oluyordu.

Hiçbir şey ile ilgilenmeden, sadece ve sadece sarhoş olmanın verdiği avantajı kullanarak uyumaya yeltendim ve nitekim uyuyakaldım.

Ardından, tam da gece yarısına doğru, işemem gerektiği alarmını zonklayarak veren mesanem, beni güzellik uykumdan uyandırdı.

Uyandığım esnada, uykuya dalmadan önce yanımda uyuduğunu hayali olarak da olsa var ettiğim geçmişime gömülü kişiyi -ki az sonra anlatacağım duruma kendimi inandırmıştım- gerçekten de yanıbaşımda uyuyormuş gibi algıladım; hem de beş duyumla. Sonrasında, bu senaryo sebep, yataktan ayrılırken bir anda huzurlu ancak temkinli birine dönüşüverdim. Sanki tuvalete doğru ilerlerken yüzümde bir gülücük vardı.

Ancak her ne olursa olsun, bir şeylerden bir şüphe duyuyordum. Henüz anlam veremediğim zayıf bir şüphe, saptayamadığım bir yerlerde çalışıyordu. Sanki üzerime doğru yavaş yavaş ile geliyor gibiydi.

Sonra rahatsız, yamuk yumuk adımlarla odadan çıkmak için yavaşça doğruldum; tıpkı bir kedi gibi. Kapının koluna ulaştım ve odamın kapısını yavaş hamleler ile açtım. Tuvalete doğru sessiz, ancak yalpalayan adımlarla ilerledim. Sonra tuvaletin kapısını sakince araladım ve kapatmadım ki kapattığım anda oluşacak olan gürültü, o esnada yatağımda uyuduğuna inandığım kişiyi uyandırmasın.

Nihayet çişimi yapmaya başladım. Bu esnada da oldukça temkinli olmaya özen gösteriyordum. Özellikle klozetin sesi emeceğini hesapladığım bölgelerini hedef alıyordum. Ardından sifonu ufak ve uyuz bir çabayla çektim ki klozetin haykırışı, uyuyan kulaklara var gücüyle ulaşmasın.

Sonra tuvaletin kapısını, paldır küldür kapatmaya çabaladım -açarken ki uğraşımı unutarak- ancak kapanmadı. Büyük ihtimalle o esnada başka düşüncelere dalmıştım çünkü özensiz hareket ediyordum.

Biraz gürültü ettim. "Kuş beyinli" diye geçirdim içimden. Kapıyı kapatmak için ikinci kez uğraşmadan, odama doğru yol aldım. Işıkları teker teker kapattım. Sakin adımlarla ilerlerken pek bir şey düşünmüyordum, halimden memnundum.

Sonrasındaysa film koptu.

Odama girdiğimde, beş algıma da bir türlü uymayan bir manzarayla karşı karşıya kaldım.

Yatağım çift kişilikti. Genellikle -daha doğrusu her zaman- yatağın duvara bitişik kısmında yatan kişi, bahsini geçirdiğim kişi olurdu; yatağın boşluğa bakan kısmında yatan ise ben. Ancak odaya daldığım vakit, normalde yatmam gereken kısmın çoğunluğunu bir dizüstü bilgisayarın kapladığını gördüm.

Sonra zihnim, ipuçlarını birleştirmeye başladı. Bir anda dedektifliğe soyunmuştum. Son birkaç gecedir, bilgisayarı yatağın o tarafına koyuyor ve diğer tarafında da uyuyakalıyordum. Bir şeyler izlerken uykuya dalmak daha kolaydı çünkü, bunu yeni yeni keşfetmiştim.

Tanıklık ettiğim bu manzara karşısında bir mantık yürütmeye çalışsam da uyku mahmurluğu beni bir noktada durdurdu ve duyularımın beni aldatmış olduğuna dair bir ürperti aniden içimi kapladı.

Zihnim bulanıklaştı ve yaşadıklarımın gerçek olmaması ihtimaline dair bir korku odamı doldurmaya başladı. Korkunun bir ritmi vardı, kesik kesik şiddetleniyordu. Odamdaki tüm boşluk yok olmuştu şimdi; hem de aniden.

Bir an için durdum ve gerçeğe yamalayabileceğim titrek bir çabayı, rasyonel olduğuna inandığım bir cesaret ile birleştirmeye yeltendim.

Kendimi içinde bulduğum bu absürt duruma dair kendi kendime bir şeyler geveledim. "Böylesine kısıtlı ve dar bir alanda nasıl uyuyabildim?" diye düşünerek tam karşısında durduğum bu karmaşayı sorgulamaya başladım.

Durumu basite indirgemeye ve bir nevi kendimi kandırmaya çalışıyordum. Odamın kapısını sessizce kapatıp kendimi, kendi tuzağımın içerisine doğru iterken, aklıma gelen şaşırtıcı ve ani düşünceleri önemsemedim; çünkü yatağımın tam olarak yatması gereken kısmında bir silüet, hala tam olarak yatması gerektiği halde yatıyor ve uyuyor gibiydi. Gözüme ilişen buydu.

Şimdi düşünüyorum da galiba kendimi bir şekilde buna inandırmaya çalışıyordum. Durumu kolaylaştırıp bir kandırmacayla kendimi, yeniden benden başka bir insanla aynı mekanda kılmış ve bunun da gerçek olduğuna da inanmıştım. Çünkü böyle olmasını istiyordum. Başım dönüyordu. Hala sarhoştum.

Akabinde, sakince yatağıma iliştim ve yerimde rahatça yatan bilgisayarı, çok yavaş hamlelerle yere koydum. Sonrasında bahsi geçen kişinin, yatağımın yatması gereken kısmında, çoğu yastığı üstüne yığmış bir halde yattığını gördüğümü sandım.

Şaşırdım. İkimizden biri kendini yastıklara boğacaksa eğer, bunu ben yapardım; gün ışığından fazlasıyla rahatsız olmam sebep.

Bahsi geçen kişi ile birlikte uyuduğumuz süreç içerisinde onun bu eylemi yaptığını neredeyse hiç deneyimlememiştim; çünkü uykuya hemen hemen her koşulda dalabilirdi.

Şaşırmıştım. Şaşkınlığım, onun yüzünü açmak istememe, onu gözlerimle görmek istememe vesile oldu ve hızlı bir hamleyle tüm yastıkları kaldırmaya yeltendim.

Eğer o, gerçekten oradaysa ona sert bir hamle ile vurabilirdim, ama bu umurumda değildi. Artık gerçeğin peşindeydim. Daha doğrusu artık, kendimi kandıramazdım.

Yastıkları bir hışımla savurdum ve esasen orada hiç kimsenin yatmadığına korkunç bir biçimde tanık oldum. İçimi bir ürperti kaplamıştı.

Yastıkların oluşturduğu kabarıklık ve bahsi geçen kişiye duyduğum açlık bir olup beni alt etmişti. Yenilmiştim. Kendi kendime yenilmiştim.

Sonrasında vakit, bir şekilde ve hep olduğu gibi ilerledi. Sabahın dayanabileceğim bir vaktine kadar kendimden uzakta olan şeylerle uğraşıp, en sonunda uykuya daldım ya da bayıldım. Yeni bir güne başladım mı bunu hatırlamıyorum, ancak hala hayattayım.